“Suriye’de olmaya devam edeceğiz”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalar yapan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, gündemdeki gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Bu haber 285 kere okunmuş.25 Aralık 2018, Salı - 12:11

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, kamuoyu ile canlı olarak da paylaşılan toplantıda şunları söyledi:

“Bugün Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında 8. kabine toplantımızı gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Bugünkü toplantıda öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın bir takdim konuşmaları vardı. Kendileri bu takdim konuşmasında bakanlarımızın ilgili konularda icraatlarının takibiyle ilgili hem gerekli hatırlatmaları yapmışlardır, hem de bu konuları, projeleri bizzat takip edeceğini bir defa daha kayda geçirmiştir.

Tabii genel manada güvenlik noktasında Türkiye'nin her cephede güvenliğini sağlamasıyla ilgili çalışmalar ilgili birimlerimiz tarafından sürdürülmektedir. İç ve dış güvenliğin sağlanması amacıyla İçişleri Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatımız, Milli Savunma Bakanlığımız, Silahlı Kuvvetlerimiz her an teyakkuz halinde, Türk milletinden aldıkları güçle, Türk Devletinin kendilerine sağladıkları imkanlarla çalışmalarını özverili bir şekilde devam ettirmektedirler.

“Suriye’de sınır hattında önemli hareketlilikler yaşanıyor”

Suriye’de özellikle son dönemde yaşanan gelişmeler çerçevesinde de bildiğiniz gibi sınır hattında önemli hareketlilikler olmaktadır. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımızın müteaddit kereler ifade ettiği gibi, bugünkü takdim konuşmasında da vurguladığı gibi, biz hem sahada, hem masada olmaya devam edeceğiz. Aslında Türk dış politikasının ve güvenlik siyasetinin en temel ilkesinin bu olduğunu da ifade edebiliriz. Eş zamanlı olarak sahada olmaya devam edeceğiz, bunu Suriye örneğinde gösterdik, Zeytin Dalı Harekatında, Fırat Kalkanı Harekatında, Cerablus’ta, Afrin’de, İdlib’de, diğer bütün alanlarda gösterdik, bunun masadaki neticelerini de almaya başladık.

Dolayısıyla bu özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’den çekilmesi kararının oluşma sürecinde de Sayın Cumhurbaşkanımızın gösterdiği liderliğin, izlediği diplomasinin çok belirleyici bir rolü olduğunu herkes ifade etmekte, teslim etmektedir; bunu biz de özellikle vurgulamak isteriz.

Zira 14 Aralık günü yapılan telefon görüşmesi bütün bu sürecin seyrini değiştiren önemli bir karara vesile olmuştur ve daha sonra bildiğiniz gibi 18 Aralık tarihinde de Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı resmi açıklamalar çerçevesinde de Suriye’den bir çekilme süreci başlamış bulunmaktadır. Tabii bu, sahadaki birçok dengenin yeniden değerlendirilmesini, yeni unsurların müzakeresinin yapılmasını da zorunlu kılmaktadır. Şu anda bu yöndeki çalışmalarımız da yoğun bir şekilde devam ediyor. Nitekim bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın dün akşam Amerikan Başkanı Sayın Trump’la yaptığı telefon görüşmesinde de bu konular etraflı bir şekilde ele alınmıştır.

“DEAŞ’la mücadelede herhangi bir zafiyet olmayacak”

Özellikle DEAŞ’la mücadelede herhangi bir zafiyetin, sektenin, yavaşlamanın olmayacağının altını bir kez daha çizmek isteriz. Bazı çevrelerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’den çekilmesiyle DEAŞ’ın kendine yeni bir hayat alanı bulacağı yönünde spekülasyonların yapıldığını sık sık görüyoruz. Biz DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonunun bir üyesi olarak böyle bir şeye ne Suriye sahasında, ne Irak sahasında, ne Türkiye topraklarında, ne de bir başka yerde müsaade etmeyeceğimizi tekrar ifade etmek isteriz. Bu terör örgütüyle bugüne kadar en yoğun ve kararlı mücadeleyi veren ülkenin Türkiye olduğunun da altını bir kez daha çizmek isteriz.

Bildiğiniz gibi özellikle Fırat Kalkanı Harekatında hemen sınırımızda bulunan üç binden fazla DEAŞ’lı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Fırat Kalkanı Harekâtı çerçevesinde etkisiz hale getirilmişti ve hamd olsun o günden bugüne kadar da Cerablus, El Bab hattında tek bir DEAŞ unsuru dahi bulunmamaktadır. Aynı şekilde Afrin bölgesinde de DEAŞ unsurlarına hiçbir şekilde rastlanılmamaktadır. Bu da Türkiye'nin izlediği politikanın ve uygulamadığı stratejinin somut bir göstergesidir.

Dolayısıyla bundan sonra Münbiç’te, Rakka’da, Deyrizor’da ve başka yerlerde DEAŞ’la mücadele söz konusu olduğunda Türkiye aynı kararlılığı bundan sonra da gösterecektir. Nitekim içeride ve dışarıda zaman zaman yapılan operasyonlarda bunun somut adımlarla da örneklendiğini görüyoruz.

Nitekim bugün bir eylem hazırlığında olan bir hücrenin çökertilmesi bunun önemli örneklerinden bir tanesi. Heyet-u Tahriru Şam Grubuna ait olduğu tespit edilen, hatta daha önce Reina saldırısını yapan kişiyle de iltisaklı olduğu tespit edilen bir hücrenin bildiğiniz gibi eyleme geçmeden önce çökertilmesi başarıyla temin edildi. Bundan dolayı da biz güvenlik güçlerimizi tebrik ediyoruz. Ama bu sadece muhtemel bu tür saldırılara karşı değil, ön alıcı bir şekilde her alanda, her mevzide bu mücadelemiz elbette devam edecektir.

“PKK, PYD-YPG terörüyle kararlı bir şekilde mücadele edilecektir”

Aynı şekilde Türkiye, PKK terörüyle, PYD-YPG terörüyle de kararlı bir şekilde mücadele etmeye elbette devam edecektir. Suriye’de, Irak’ta ve başka bölgelerde bu terör örgütleri unsurlarının nefes almaması, hayat alanı bulmaması için çalışmalarımız kararlı ve koordinasyon içerisinde aynen devam edecektir.

Bildiğiniz gibi Suriye bağlamında özellikle Türkiye, aynı anda hem Cenevre, hem de Astana sürecinin birer üyesi olarak Suriye krizinin diplomatik yollarla çözümü için de yoğun bir çaba sarf etmektedir. Yine burada Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle hız kazanan Astana sürecinin önemli neticelerinden bir tanesi de, bildiğiniz gibi geçen hafta açıklanan anayasa komisyonunun kurulması olmuştur.

Burada 27 Ekim tarihinde İstanbul’da yapılan Dörtlü Zirvede alınan önemli kararlardan bir tanesi de bildiğiniz gibi, yıl sonundan önce anayasa komisyonunun kurulması idi ve bu geçen hafta itibariyle temin edilmiş oldu. Dolayısıyla o zirvenin somut neticelerinden bir tanesini de burada gördük. Dolayısıyla bu, Suriye kriziyle ilgili siyasi diplomatik süreçlerin hızlandırılmasına çok ciddi katkı sağlayacaktır. Arkadaşlarımız bununla ilgili detaylı teknik çalışmaları da bundan sonra yürütecekler.

Aynı şekilde İdlib sahasında da bildiğiniz gibi İdlib ateşkesinin kalıcı hale gelmesi için de attığımız adımlar semeresini vermeye başladı. Şu anda İdlib’de de görece bir sakinliğin olduğunu ifade edebiliriz.

“İdlib ateşkes mutabakatı çerçevesinde üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye devam edeceğiz”

Bununla birlikte, rejimin sık sık ihlaller yaptığını, hatta son dönemde ihlal sayısının 600’ü aştığını da kayda geçirmek isteriz. Bu tür provokatif eylemlerle İdlib anlaşmasını ihlal eden rejimin amacının ne olduğu bellidir. Ama ne Türkiye, ne de bölgedeki diğer yerel unsurların bu provokasyonlara gelmesi elbette söz konusu değil. Fakat biz İdlib ateşkes mutabakatı çerçevesinde üzerimize düşen görevleri yerine getirmeye devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi İdlib bölgesinde 12 askeri gözlem noktamız bulunmaktadır. İdlib anlaşması çerçevesinde de buradaki askeri mevcudiyetimizi tahkim etmeye devam ediyoruz, oradaki askerlerimiz de kalmaya tabii ki devam edecekler. Böylece yerel unsurlarla birlikte İdlib civarında güvenliği ve istikrarı sağlayacaklar, bu çalışmalarına da aralıksız bir şekilde bundan sonra da devam edecekler.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Kabine Toplantısında gündeme getirdiği bir diğer önemli husus da, yaklaşmakta olan mahalli seçimler çerçevesinde iki hususun açıklığa kavuşturulması.

“Seçim güvenliğiyle ilgili bütün tedbirler alınıyor”

Birincisi; seçim güvenliğiyle ilgili o sürece giderken, daha vaktimiz var ama herhangi bir tereddüde, herhangi bir boşluğa mahal vermeyecek şekilde gerekli bütün tedbirlerin alınması, bununla ilgili özellikle İçişleri Bakanlığımız başta olmak üzere çalışmalarını yoğunlaştırarak devam edecekler.

İkincisi de; ekonomik istikrar ve güven ortamını teminat altına alan adımların bundan sonra da atılmaya devam edileceği konusu. Burada da bildiğiniz gibi son dönemde ekonomi birimlerimizin aldığı kararlar çerçevesinde güven ve istikrarın güçlü bir şekilde yeniden kazanıldığını, piyasalarda belli bir sakinleşmenin ve tekrar olumlu manada bir hareketliliğin başladığını görüyoruz.

Bunlar son derece memnuniyet verici gelişmeler. Zaman zaman ‘Türk ekonomisi çöküyor, uçurama doğru gidiyor’ tarzında yapılan spekülatif haberlerin de bir karşılığının olmadığı, nesnel gerçeklere dayanmadığı bu şekilde bir kez daha teyit edilmiş oldu. Bu da memnuniyet verici bir gelişme. Tabii ki bundan sonra da 2018’i kapatır 2019’u karşılarken aynı kararlılıkla bu ekonomi politikalarını sürdürmeye devam edeceğiz.

“Bizim amacımız, Doğu Akdeniz’i bir barış denizi haline getirmek”

Burada güvenliğimizle ilgili iki hususa daha kısaca temas edip ondan sonra sizin sorularınıza geçmek istiyorum. Bildiğiniz gibi Doğu Akdeniz sürekli hareket halinde olan bir bölge. Doğu Akdeniz’de, yani Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde, doğusunda ve batısında biz hukuk dışı, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı ihlal eden fiili durumların yaratılmasına bugüne kadar hiçbir zaman müsaade etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz. Bunu ilgili bütün taraflara buradan bir kez daha duyurmak isteriz.

Bizim amacımız, Doğu Akdeniz’i bir barış denizi haline getirmek. Oradan çıkan, çıkacak olan doğal kaynakları hem Kuzey, hem Güney Kıbrıslıların, ayrıca bu bölgeye komşu olan ülkelerin, Mısır’dan Lübnan’a, Türkiye’ye kadar adil bir şekilde paylaşımının sağlanması ve bu kaynakların bir çatışma ve gerilim unsuru değil, tam tersine bir paylaşım ve zenginlik unsuru haline gelmesini sağlamaktır. Bizim perspektifimiz, Doğu Akdeniz’de bu tür gerilimlerin yaşanmamasıdır. Fakat bizim hukukumuzu ihlal eden, fiili durum yaratmayı amaçlayan adımlar atıldığı zaman da elbette bunlara tepkisiz kalmamız söz konusu olamaz.

Türkiye olarak biz orada gene uluslararası hukuktan müktesep haklarımızın ışığında doğal gaz, petrol arama çalışmalarına elbette devam edeceğiz, sondaj çalışmalarına elbette devam edeceğiz, Kıbrıs Türkünün hakkını, hukukunu da her platformda savunmaya devam edeceğiz; bunun da altını özellikle çizmek isterim.

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun açıklamaları

Son olarak da, bildiğiniz gibi son günlerde İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Sayın Cumhurbaşkanımıza dönük birtakım ifadelerinin olduğunu gördük, bunların bir kısmına dün cevap verdik; ama burada bu konuyu bir kez daha tavzih etmek ve tarihe şahitlik anlamında bazı hususları kayda geçirmek isterim.

Kendi ülkesinde yolsuzluk suçlamalarıyla bunalmış olan İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Cumhurbaşkanımıza saldırması, Türk Silahlı Kuvvetlerine dil uzatmaya kalkması belki anlaşılır bir durumdur, dikkati dağıtmak, gündemi başka yönlere çekmek, kendi iç sıkıntılarından ve belalardan kurtulmak için böyle bir yola başvurmak belki onun için bir geçici yol olabilir.

Ama tarihin açık ve net bir şekilde kaydettiği gerçek şudur: Netanyahu’nun Başkanlığı döneminde üç binden fazla Filistinli insan hayatını kaybetmiştir ve bunların 700’den fazlasını çocuklar ve kadınlar oluşturmaktadır, öncelikle Netanyahu bunun hesabını vermelidir.

“Netanyahu’nun gizli bir PKK sempatizanlığı mı var?”

Netanyahu’nun gizli bir PKK sempatizanlığı mı var? Ne zaman Türkiye terör örgütlerine karşı bir operasyon yapsa Suriye’de, Irak’ta, ses bir bakıyorsunuz İsrail’den, İsrail Başbakanının ofisinden geliyor. Onları rahatsız eden, bu terör eylemlerine karşı bizim yaptığımız meşru müdafaa harekatları mıdır? Acaba PKK terör örgütüyle İsrail Hükumetinin, Başbakanının başka birtakım ilişkileri mi vardır? Bunların aydınlatılması için soruların tabii ki onlara sorulması gerekir. Ama Türkiye terörle mücadelede en kararlı bir şekilde mücadelesini sürdürecektir, bunun için ne İsrail’den, ne bir başka ülkeden zaten izin alması, onay alması diye bir şey söz konusu değil.

Cumhurbaşkanımızla ilgili kullandığı ifadelere gelince, modern siyasi tarihe geçmiş bir lider olarak Cumhurbaşkanımızın adalet konusunda, mazlumlara sahip çıkma konusunda, mağdurların yardımına koşma konusundaki sicili hamd olsun ortadadır, bunu dünyada yüz milyonlarca insan takdirle izlemektedir.

Dünyanın neresinde olursa olsun, Afrika'sından Latin Amerika’sına mağdur, mazlum bir insan başını kaldırdığında Türkiye’ye bakmakta, Türkiye’de liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a bakmaktadır. Acaba kaç kişi İsrail siyasetinde böyle bir makama mazhar olabilir? Netanyahu böyle bir şeyi acaba hayal bile edebilir mi? Öncelikle bunları kendilerine sorması gerekiyor.

Tabii içeride yaşadıkları bu sıkıntılar çerçevesinde işte bugün bildiğiniz gibi bir erken seçim kararı da aldılar. İsrail halkının takdirdir, tabii ki göreceğiz bu seçim sürecinin nasıl şekilleneceğini. Ama Türkiye Cumhuriyeti olarak, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı olarak, Türk Silahlı Kuvvetleri olarak alnımız ak bir şekilde biz terörün her türüne karşı mücadeleyi bundan sonra da kararlı bir şekilde yürüteceğimizi ifade etmek isterim.”

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

7 + 7 = ?

 
En Son Haberler
YazarlarTümü
haber yazılımı: buki