Radyo TimeRadyo Time

“Uygarlık Anadolu’dan doğdu”

Arkeolog ve Bilim İnsanı Prof. Dr. Fahri Işık, “Hellas’tan geldiğini sandığım her şey Anadolu’nun kendisiymiş. Göçle gelenlerin taşıdığı kültür, sanat Helen kültürü değil, her zaman Batı’nın sahiplendiği ve Batı’yı besleyen binlerce yıllık bir Anadolu ürünü”
Bu haber 198 kere okunmuş.25 Aralık 2019, Çarşamba - 13:04

Antalya Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANSİAD) 2019 faaliyet yılı 18’inci Olağan Toplantısı Akra Hotel’de gerçekleştirildi. Toplantı Başkanlığını ANSİAD Yönetim Kurulu Genel Sekreteri ve Graphx Ajans Başkanı Necdet Alkandemir’in gerçekleştirdiği toplantının konuğu, Arkeolog ve Bilim İnsanı Prof. Dr. Fahri Işık oldu.  “Uygarlık Anadolu’dan Doğdu” konusunun konuşulduğu toplantıya Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi, Patara Antik Kenti Kazı Başkanı ve ANSİAD Fahri Üyesi Prof. Dr. Havva İşkan Işık, ANSİAD üyesi iş insanları ve çok sayıda misafir katıldı. Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Akın Akıncı, 2019 ekonomik durgunluğu ve 2020’den ekonomik beklentileri değerlendirdi. 

2020 Patara Yılı

ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Akın Akıncı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın turizmde Türkiye'nin kültürel ve tarihi değerlerini ön plana çıkarmak ve dünya gündeminde bu değerlere dikkat çekmek amacıyla 2020 yılı teması için Antalya’nın Kaş ilçesindeki Patara Antik Kenti’ni seçmesine ilişkin ‘2020 Antalya’nın yılı olacak, Antalya adına, kültürel değerimiz Patara adına mutluyuz” dedi. Başkan Akıncı, “Patara Antik Kenti’nin ayağa kalkması için antik kentin çalışmalarına yıllarca emek vermiş iki bilim insanı, Patara Kazı Başkanı ve ANSİAD Fahri Üyemiz Prof. Dr. Havva Işık ve Prof. Dr. Fahri Işık ile bugün burada, bu mutluluğu paylaşıyor olmak bizim için çok önemli. Kendilerine çok teşekkür ediyor, ANSİAD adına çalışmalarına destek vermekten mutluluk duyacağımızı belirtmek istiyorum” diye konuştu. 

“Alışık olmadığımız bir durgunluk yaşanıyor”

Şirket bilançolarının azalan yatırım ve yükselen işsizlik konusunu tamir etmeye çalıştığı bir dönem yaşandığını dile getiren Akıncı, “Bunun karşısında da cari açığın dengelendiği bir dönemi geride bırakıyoruz. 2019 yılı da 2017 ve 2018 yılları gibi Türkiye'nin alışık olmadığı türden bir ekonomik durgunluk yaşadığımız, alışılmış tedbirleri uygulamanın çok fayda etmediğini de ayrıca tecrübe ettiğimiz bir yıl oldu” dedi. Türkiye’de ilk defa şirketlerin dövizden kaynaklanan durgunluk yaşadığına dikkati çeken Akıncı, “Bir müddet daha sürecek, alışık olmadığımız bir durgunluk yaşayacağız. Alışılmış tedbirler diyoruz, çünkü sadece kredi büyümesini sağlayarak sorunların giderileceğini düşünüyoruz” diye konuştu. Türkiye ekonomisini kredi daralması ve talep yetersizliğinden ibaret görmemek gerektiğini dile getiren Akıncı, “Şunu önemle belirtmek gerekir ki, dünyada baş döndürücü gelişmelerin yaşandığı bu dönemde bu bakış açısı oldukça sınırlayıcı olur” dedi. 

2020’ye 3 temel çözüm önerisi

Önümüzdeki 2020 yılının daha geniş bir çerçeveden, Dünya ve Türkiye ölçeğinden değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Başkan Akıncı sözlerini şöyle sürdürdü; “Bunlardan ilki bildiğimiz anlamda küreselleşme döneminin sonuna geldiğimiz, korumacı politikaları öneren, küreselleşme ve karşıt siyasetin tercih edildiği bir küresel görünüm var ve 2020 yılında da bu görünüm devam edecek gibi duruyor. İşte bu noktada Türkiye'nin bu daha korumacı, içe kapalı küresel düzende ekonomi politikalarını nasıl şekillendireceği çok önemli. İkinci olarak sanayi 4.0 ile beraber, gelişmiş ülkelerin daha önceleri gelişmekte olan ülkelere bıraktıkları sanayi kollarına yeniden girdiklerini görüyoruz. Artık ihracata dayalı bir büyüme yakalamak için iş gücü maliyeti avantajının çok ötesine geçmemiz gerekmekte. Çünkü gelinen noktada, Türkiye'nin önemli bir ihracat geliri yakalamasını sağlayan küresel üretim koşulları giderek kayboluyor. Dolayısı ile sanayiden gelecek olan ihracat kazançlarında daha büyük zorluklar yaşayacağımız bu dönemde tarım ve turizmin her zamankinden daha önemli birer sektör haline geleceğini söyleyebiliriz. Üçüncü olarak, yeni sanayi devriminin nitelikli ve niteliksiz iş gücüne ihtiyacı azalttığı bir dönemde Türkiye'nin demografik profili önemli bir risk unsuru olarak karşımıza çıkıyor. Mevcut durumda 24-34 yaş arası sayıları 1 milyona yaklaşan üniversite mezunu işsiz gencimiz var. Gerekli tedbirler alınmazsa önümüzdeki yıllarda daha da artacaktır. Türkiye ekonomisinin yeni dönemin ihtiyaçları ile uyumlu olarak bir “beceri politikası” geliştirmesi ve genç iş gücü başta olmak üzere istihdam yaratacak adımları atması gerekiyor.”

Yüzde 5 büyüme hedefi son 10 yılın üzerinde

Türkiye ekonomisinin yüzde 4 veya 5’in altında büyüme gerçekleştirmesi halinde işsizliğin artacağını belirten Akıncı, “IMF, OECD ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar 2020'de Türkiye ekonomisinin yüzde 3 civarı büyüyeceğini tahmin ediyorlar ki bu oran ülkemiz için yetersizdir. Hükümetin de 2020 yılı için büyüme hedefi yüzde 5. Ancak son 10 yılın ortalamasının üzerinde olan bu hedefe nasıl ulaşacağı iş dünyasında merak uyandıran bir konu olmaya devam edeceğe benziyor” dedi. Yüzde 3,5’luk bir büyüme hedefinin tutturulmasının rezervlere bağlı olduğunu belirten Akıncı, “Burada yüzde 5'lik büyüme hedefi koyup bunu sağlamak içinde kamu harcamalarını ve ertelenmiş hane halkı harcamalarını öne çıkarmak, yatırımcı için de ekonomistler için de oldukça kafa karıştırıcı bir durum olarak karşımıza çıkıyor” diye konuştu. Akıncı, “Kaldı ki diyelim bu hedefe odaklanıldı ve bütün imkanlar seferber edildi. Faizler indirildi, kredi muslukları açıldı, hane halkı tüketime teşvik edildi, kamu harcamaları yüksek tutuldu ve bütçe açığı yüzde 3'lere yakın seyretti. Tüm dünyada son 10 yılın en düşük büyümesinin yaşanacağı, küresel risklerin tavan yaptığı ve gelişen ülkelerin yatırımcıları göz hapsinde tutacağı bir yıl olan 2020'de bu kadar risk almak niye diye de sormak gerekiyor” dedi. 

2020’ye ümitlerimizi taşımamız önemli

Her şeye rağmen 2020 yılına ümitlerimizi taşımanın çok önemli olduğunun altını çizen Akıncı, “Türkiye 2018'in ortasından beri ekonomide çekilen dengelenme acılarını ‘kalıcı disipline’ çevirmelidir. Katma değerli üretime, ihracat odaklı rekabetçi sanayiye çok daha fazla önem verilmeli, sadece inşaat ve otomobil gibi konvansiyonel sektörlerin ipine sarılmamalıdır” diye konuştu. Son iki yılda yaşanan acı tecrübeleri yeniden yaşamamak ve yeniden kırılganlıkları artıracak ekonomik politikalardan uzak durulması gerektiğini dile getiren Akıncı, “Tüketici ve yatırımcı güven endekslerini yukarı çekmemiz gerekmektedir. Tüm siyasilerin konuşmalarında ayrıştırıcı değil bütünleştirici üslup olmalıdır. Acilen hukuk sistemimizi, uluslararası medeni ülkeler seviyesine çıkartmamız önemlidir. Biliyoruz ki ulusal veya uluslararası ekonomilerin kendine ait birçok teknik yönleri olmakla beraber, para dünyanın neresinde olursa olsun ‘güvenli liman’ arar” dedi. 2020 yılı için sağlık, başarı, mutluluk ve bol kazanç dileklerini ileten Akıncı, “Ülkemiz adına da huzurun ve barışın hakim kılındığı, ayrıştırıcı değil, birleştirici söylemlerin esas olduğu, temel hak ve özgürlüklerin tartışılmadığı, çağdaş ve güçlü bir hukuk yapısı ile ekonomisi ve sosyal yapısı dinamik, uluslararası platformlarda saygın bir ülke haline gelmeyi temenni ediyorum. Hepimizin yeni yılda yolu açık, kılavuzu Mustafa Kemal Atatürk olsun” diye konuştu. 

Tarih çarpıtıldı

ANSİAD 18. Olağan Toplantısı’nın konuğu olan ve ‘Uygarlık Anadolu’dan Doğdu’ konusunda sunumunu gerçekleştiren Arkeolog ve Bilim İnsanı Prof. Dr. Fahri Işık, “Tarih çarpıtıldı, kandırmacalarla Anadolu’nun batısı hep Helen yurdu olarak gösterildi. Çağdaş arkeoloji tarihinde kimse bunu sorgulamadı, bugüne kadar gelindi. Bugün yaptığım çalışmalar gösteriyor ki uygarlık Anadolu’dan doğdu dedi. Ord. Prof. Ekrem Akurgal’ın Anadolu özlü İyon Uygarlığı’nı Doğu Yunan olarak tanımladığını belirten Prof. Dr. Fahri Işık, “Kendisinin bir öğrencisi olarak arkeolojinin yeni bulgularıyla yola çıktım ve o yolu daha da derinleştirme yoluna girdim. 1986 yılında başladığım bu yolda, İyon Uygarlığı’nın yerli bir Anadolu Uygarlığı olduğu sonucuna vardım. Daha ileri gittim ve dedim ki İyonlar Luvi halkıdır, Atina’dan gelmemişlerdir” dedi. 

Hellas’tan geldiğini sandığım şey Anadolu’nun kendisi

Batı’nın Helenler’e mal ettiği evrensel uygarlığı yaratanların Anadolu halkları olduğunu belgeleriyle ortaya koyan Prof. Dr. Fahri Işık, “Milattan Önce 1200 yıllarında, Mısır kaynaklarında yazan bir istila sonucu, Ege’nin batısında Akha Helenleri ve doğusunda Hitit gibi iki büyük uygarlık çöküyor. Ardından Ege göçleri denilen bir süreç başlıyor. Bu göç dalgası tartışmasız olarak Anadolu’da Ege kıyılarına ve öndeki adalarında Helenlere geçtiği şeklinde yorumlanır. O süreçten başlanarak Batı uygarlığının kültürü, sanatı Helenlere mal edilir. Ben Asya kültürleriyle ilgili çalışmalarımda öğrendim ki Ege göçleri ile Hellas’tan geldiğini sandığım her şey Anadolu’nun kendisiymiş. Göçle gelenlerin taşıdığı kültür, sanat Helen kültürü değil, her zaman Batı’nın sahiplendiği ve Batı’yı besleyen binlerce yıllık bir Anadolu ürünüymüş” diye konuştu. 

Ne kendileri ne de düşünceleri Helen olamaz

Eskiçağ biliminde temel yanlışın başlangıçta 19. yüzyılda, yalnızca mitoslardan, Atina merkezli antik kaynaklardan beslenmek olduğunun altını çizen Prof. Dr. Işık, “Hitit metinlerinde sıklıkla geçen Miletos’un adı Millawanda’dır. Bu dil kökeni olarak Luvice’ye işaret eder. Herodot ve Homeros Milet gibi komşu kentlerinde de barbar bir dil konuşulduğunu Helence konuşulmadığını yazar. Halkın Anadolu’lu oluşu Athena’nın ‘sakallı’ olarak ifade edilişine de yansır. Sokratik düşüncenin doğduğu yer ise İyonya, bu düşüncenin yaratıcıları olan Thales’in babası Heksamyes ve Prieneli Bias’ın babası Teutames, adlarıyla Karialı ise, bunların ne oğulları Helen olabilir ve ne de bu topraklarda doğan düşüncenin kendisi Helen olabilir” dedi. Milattan Önce 8 ve 6’ncı yüzyıllar boyunca Karadeniz kıyısında 80 kadar koloni kenti kuranların Miletli olduklarını kaydeden Prof. Dr. Işık, “Pontus halkı da Helen olamaz. Bu projede Helen’ler yoktur, Karialılar vardır. Ünlü bir Homer bilginine göre de ‘Milet’tir Avrupa’nın ana kenti, Atina değil’” şeklinde konuştu.  

Yazısız zamanların tarihini arkeoloji yazar

Yazısız zamanların kültür tarihini arkeolojinin yazdığını dile getiren Prof. Dr. Fahri Işık, “Anadolu üzerinden Batı’ya ilk göç 600 bin yıl önce başladı. Henüz Mısır yokken bizde Göbeklitepe vardı. Arkeologlar halen Göbeklitepe'nin sırrını çözmeye çalışıyor” dedi. Anadolu’da yaşan halkın Helen olmadığını sözlerine ekleyen Prof. Dr. Fahri Işık, “Konstantinapolis’in başkent olduğu dönemde Anadolu’ya yerleşen Selçuklu’lar İran’dakilerden ayırt edilmesi için Rum Selçukluları olarak anılırlar. Burada Rum sözcüğü Anadolu ile özdeşleşir, Mevlana Celaleddin Rumi gibi. Rumlar, Anadolu’nun her karış toprağında Milattan Sonra 4. yüzyıla dek çok tanrıya inanan kadim yerli halkların Hristiyan olanlarıdır. Halkı Hellas’tan gelmemiştir. Zaten bu nedenle Ege’nin öte yakasındaki halk farklı tanımlanır, onlara ‘Yunan’ denir. Rumları, biz Yunan’la aynı tuttuk” diye konuştu. Anadolu'nun erken döneminde yaşayanların yarattığı eserleri sonradan kurulan Yunan, Mısır uygarlıklarının yaptıklarıyla karşılaştıran Prof. Işık, bugün dünyada kabul edilenin aksine uygarlığı Anadolu coğrafyasının yarattığına ilişkin görüşlerini, heykel, sikke, mimari yapı, yazı gibi arkeolojik bulgularla ve bilimsel çalışmalarla karşılaştırarak anlattı. Toplantı, ANSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Akın Akıncı ve Toplantı Başkanı Necdet Alkandemir’in, Prof. Dr. Fahri Işık’a günün anısına plaket takdimiyle sona erdi. 

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

5 + 8 = ?

 
En Son Haberler
haber yazılımı: buki