Radyo TimeRadyo Time

Annem “Göster ama elletme” dedi

Bu makale 5227 kere okunmuş.04 Şubat 2019, Pazartesi - 09:30

Zaman, insan topluluklarının kullandığı alet edevattan, bir biriyle ilişkilerine kadar birçok şeyi şekillendirir.

Yani bundan bin yıl önceki bir düşünceyi, bir insanı, bir hareketi analiz edebilmek için, bin yıl önce insan yaşamına, sosyal koşullarına bakmak gerekir. Tabiatın, insan doğasının; insanı zorlayıp mahkum ve mecbur ettiği zorunluluklar gider tarihi sonuçlara dayanır. İklimdeki radikal değişiklikler, kanlı savaşlar, kıtlık, veba… 

Ve aşk gibi, insan doğasının zorunlulukları.

Kutsal kitaplarda anlatılan kadın, cinayet ve savaş hikayeleri bir tarafa, kadın yüzünden çıktığı bilinen  en eski savaş Troya Savaşı’dır. 

Aşk savaştır!

Batı Anadolu’da, Çanakkale il sınırları içinde 3 bin 800 yıl önce yaşanan bu savaş,  en az savaşın sebebi Helen kadar güzel olan Troya şehrinin yağmalanıp yerle bir edilmesiyle sonuçlanır. Şehir düşerken sevgilisi Helen ile kurtulmaya çalışan Paris son okunu, abisi Hektor’u öldüren Aşil’in topuğuna atmış ve “Aşil Topuğu” bize bir misal olarak kalmıştır. Kudretli Miken kralı Agamennon Troya topraklarını Helen’i bahane ederek almış olsa da, kendisi de o savaştan sağ kurtulamamıştır. Yazık!

Şimdi biz Paris’e sorsak, “Lan oğlum bu sidik kokan, sümüklü Helen için koca bir devlet tarihten silindi, on binlerce insan öldü, değer miydi” diye; muhtemelen “değerdi” diyecektir.

Aşk her şeye değer!  

Aşk bir başka insanın varlığıyla darmaduman olmak; boşluğa düşmektir. Aşk, kimi yakalarsa yakalasın apansız çöker, bütün hesapları dağıtır, bozar.

Hesapla, kitapla aşk olmaz!

Orta yaşın üstünde,  yetmişli yıllarda doğanlar Kemal Sunal’ı elbette bir başka sever.  

Anadolu'nun uzak ve ıssız coğrafyasında toprağa bağlı yaşayan insanımızın yavaş yavaş kendi kabuğundan sıyrılıp şehirlere, diğer ülkelere göçerek, daha iyi bir hayatın kavgasına girmesini anlatır Kemal Sunal. Güleriz ama ağlanacak halimize.

“Çöpçüler Kralı”nı izlediniz mi abi?

Film, İstanbul’un çoğu köyden şehre taşınmış bir kenar mahallesinde geçer. Yalılar apartmanlara, apartmanlar gecekondulara nispet yapmakta, herkes kendi konforunu isterken; ekmek davası ve gelecek kaygısı ortada gavur ölüsü gibi durmaktadır. Bu sahne içinde hala kendi köklerinden, geleneklerinden kopamamış, aslında pek de kötü olmayan insancıklar.

Elinde (devlet malı diye) gözü gibi baktığı çalı süpürgesiyle zabıta amirinin (Şener Şen’in) oturduğu sokağı süpüren Kemal Sunal gönlünü, zabıta amirinin evine temizliğe gelen kıza (Ayşen Guruda’ya) kaptırır.

Zabıta amiri belediyedeki pozisyonu nedeniyle mahalle esnafına kan kusturan, eve temizliğe gelen kızı her fırsatta kıstırıp orasını burasını mıncıklayan ahlaksız bir adamdır.

Temizlikçi kız, dolgun maaşı, apartman dairesi ve memur olması nedeniyle zabıta amirine vermeye dünden razıdır ama evlenmek istemektedir. Bu arada anne- babası ve beş belalı erkek kardeşi kıza, evlenecek birini bulması için sürekli baskı yapmaktadır.

Zabıta amirinin annesi kızın niyetini ve planını öğrenince memur oğluna “bir temizlikçi parçasını” layık görmez; karşı çıkar. Ama zabıta amiri ile temizlikçi kız işi çoktan bitirmiştir.  Kavga büyür, iş bozulur. Bizim temizlikçi kız delik leğen, defolu mal olmuş, ortada kalmıştır. Kendisini bu haliyle satabileceği bir salak arar ve çöpçüyü gözüne kestirir. Bir iki defa gizli buluşmadan sonra kızın ailesinin izniyle görüşmeye başlarlar. Amirden sonra çöpçüye düşen temizlikçi; bizim kahramana sürekli tepeden bakıp burun kıvırsa da çöpçüden başka şansı yoktur.

Filmin bir sahnesinde abazanlıktan gözünü karartan çöpçü; temizlikçi kızın memelerine taarruz edince kız kendini geriye çekip “Annem göster ama elletme dedi” der.  

Kendisine peşinde olduğu, hayalini kurduğu konforu, parayı, statüyü ve gücü sağlayacağını umduğu adamın altına yatıp her şeyini veren temizlikçi kız, bizim çöpçüye “Gör ama elleme” modundadır.

Oysa aşk, aşk olursa; hem gösterir, hem elletir! Su bulanacak-mış, şehir yanacak-mış, devlet çökecek-miş, kıyamet kopacak-mış, aşkın umurunda olmaz!

Aşk saygınlık aramaz! 

Aşk zenginlik peşinde koşmaz!

Gün gelir padişahın kızını çobanın koynuna sokar, gün gelir sultanlara tahtını yaktırır.

Aşkta akıl olmaz!

Aklıyla seven, hakkıyla sevmemiştir! 

Ben hep kalbimle sevdim…

Yirmi yıldan beri bana annelik eden Alman Heike benim yeni birine kalbimi bağladığımı her fark ettiğinde işaret parmağını birkaç kez şakağına götürüp, deli işareti yapar ve hep şöyle der: “Schon wieder” yani Türkçesi, “Yine mi?”

Evet, dostum hep yine, yeniden sevdik. Her giden kalbimizden, canımızdan, ömrümüzden bir parçayı kopartıp gitti. Her sevdiğime yürek yağım, gözyaşım, harcadığım zaman, bağladığım ümitler, yazdığım şiirler helal-ı hoş olsun! Belki elimde para, konfor, güç, saygınlık yoktu ama kalbimde sevgi vardı; elimde olmayandan değil, kalbimde olandan verdim. Bilen bildi, bilmeyen toprağıma tükürüp kendine bir zabıta amiri aramaya gitti. Olsun be dostum!

Neyse bir iki söz de Eros’a demek istiyorum.

Ulan Eros! Gizliye, tenhaya pusu kurup ha bire oramıza buramıza ok atıyorsun, her yanım yara bere içinde kaldı; ben sana ne yaptım oğlum! Senin o antik mermerlere yansıyan sevimli, güzel ama yaramaz yüzüne tüküreyim; ömrümü yedin!

Düş ulan yakamdan!

Eyvah, eyvah bak gidiyor! 

Eros abi dur!  Dursana lan!

Aşk kovulunca gitmemektir!

Etiketler:   Etiket Eklenmemiş.

YorumlarHiç Yorum Yapılmamış.     'İLK YORUMU SEN YAP'

Adınız Soyadınız:

E-Postanız:

Yorumunuz:

8 + 3 = ?

 
En Son Haberler

-------------------------------------------------------------------

haber yazılımı: buki